Cephe Kavramı

Bu kavramla ilgili olarak pek çok görüş ve tanım süregelmiştir. Ancak konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla, bu tanımlardan bazılarına değinilip, bunlar ışığında genel bir cephe tanımı yapmak gereği düşünülmüştür. Cephe, yabancı dillerdeki söylenişiyle fasad, latincede yüz anlamına gelen facies kelimesinden gelmekte olup sözlük anlamı, “Bir binanın yüzlerinden herbiri, özellikle ön yüz veya bina yüzüne dik döğrultuda sonsuzda bakılan görünüş” olarak tanımlanmaktadır.

Cephe kelimesi mimarlık kavramları arasında, görünüş olarak da geçer.Ancak, görünüş cepheden çok farklı bir kavramdır. Niteliğini izleyiciden, yani subjeden alır. Cephe kavramı ise yapıdan, diğer bir deyişle objeden gelmektedir.

Sezgin’e göre;” cephe veya görünüş, gözün ilk bakışta veya aklın dolaysız olarak algıladığı şeydir. Zaman zaman yanlış da olsa, o nesne hakkında ona bakan kimseye bilgi verir, o nesneyi tanıtır. Görünüş yalın olduğu sürece fazla tanıtıcı değer içermez. Görünüşe eklenen bazı alametler ve elemanlar o nesnenin daha iyi tanınmasına neden olur. Tanıtıcı özellikler zamanla değişebilirler. Bu degişim her nesnede olabildiği gibi, binalar içinde geçerlidir. Bu belirleyici unsurların zaman içinde yer almalarına ve farklılıklarına mimaride uslup, insanda ise moda denilmektedir”.

Semper için cephe;” kendini temsil eden başlı başına bir ögedir; tıpkı toplum içindeki yerini anlatacak şekilde bir evin giydirilmesi gibi.” Yine Semper’e göre maske ve giyinme uygarlık kadar eskidir. Onun için bir taraftan sanat yaratma, diğer taraftan sanattan haz alma, insanlarda belirli bir karnaval havası yaratır. Burada hissedilen hava sanatın gerçek atmosferidir.

Sacripanti’ye göre;” cepheyi, binayı sarmalayan bir kabuk olarak görmek yerine, ancak iç ve dış mekanların ara bağlantısı, sabit ve değişken açılardan görüntüsü, biçim ve işlev ilişkisi gibi temel sorunların yoğunlaştığı bir alan olarak görmek gerekir”(Sacripanti,1983).

Cephenin arkasında onu oluşturan mekanların ihtiyaçlarının gücüyle orantılı olarak, bir evin veya herhangi bir binanın cephesi inmeli, yükselmeli, girmeli, çıkmalı, dekompoze olmalıdır. Louis Sullivan’a göre cephe; formun fonksiyonu takip etmesinin sonucudur. Özellikle Wright, Aalto ve Scharoun gibi organik mimariyi temsil eden büyük mimarlar için cephe, içerisinin plastik açıdan bir devamı anlamındadır. Mies Augustinus’a göre; güzel gerçeğin pırıltısıdır, yani güzel cephe içerisinin gerçek görüntüsü olmalıdır.

F.L.Wright cephe için; “Karakter içerden dışarıya doğru çalışan prensibin ifadesidir.” O, bakılan, görülen ön cephenin önemini zayıflatan, ancak yapının etrafında dolaşıldığı takdirde kavranabilen zaman-mekan birliğini benimsemiştir. Dolayısıyla, bütün görünüşlerin aynı önem ve değerde olmasından ötürü, ön ile arka arasında herhangi bir kalite farkı ortaya çıkmamakta ve herşeyden önce yapı plandan hareketle oluşmaktadır. Dış onun kılıfı veya zarfıdır.

R.Gieselman; yapı sanatının güzel sanatlarda olduğu gibi düzen, oran, zerafet, uygun oran gibi faktörlerden oluştuğunu belirtmektedir. Ona göre; oran ve düzen gibi kavramlarla, biçimlendirilen faktör olarak düzensizlik ortadan kaldırılmakta, simetriye öncelik tanınmaktadır. Zerafet kavramı ile her yapı, fonksiyonunun ondan beklediği kendine özgü olma karakterini kazanmaktadır. Esas olarak iki ana karakter mevcuttur: Yücelik ve güzellik. Vakur, yani ağır başlı (örneğin bir kilise için), ve dehşetli (Hapishane için) yücelik kavramının bileşenleridir. Güzellik karakteri altında ise, azametli (bir şato için), hoş (konut için), ciddi (şapel için) ve nihayet 19.yy başında şüpheli olanın garipliğinin, gayri
muntazamlığın ve düzensizliğin karakteri romantik sayılabilir (Gieselman,1982). Nicolaus pevsner, ” Avrupa mimarisinin ana hatları” adlı eserinde;” Bir bisiklet barınağı bir binadır. Lincoln Katedrali ise bir mimarlık eseridir.” diyerek cephenin mimarideki önemini vurgulamaktadır.

Henry Moore “Mimarlık ve heykel beraberce kitlelerin ilişkileriyle uğraşırlar. Estetik olarak mimarlık, kitlelerin soyut ilişkileridir.”diyerek, cepheye bir estetik ifade aracı olarak bakılması gerektiğini düşünmektedir.

Diğer yandan W.Gropius şöyle düşünmektedir.”Tekniğin imkanlarına hükmedemeksizin akademik anlamda bir estetikçiliğe takılıp kalan ve sadece sanat yapmaktan öteye geçemeyen mimar, yorgun ve alışılagelen kuralları terkedemeyen bir kimsedir.” Bu iki görüşün de sentezi sayılacak bir örneği Le Corbusier yapmıştır. Bu örnek Cezayir için önerilen Megastrüktür projesidir ki, burada mimar sadece bir ana strüktür ortaya koymuş ve yapının cephesini kullanıcılara bırakmıştır. Cephe, her kullanıcının kültürüne göre farklı üsluplardaki birçok parçanın, tesadüflerle ve gelişigüzel bir şekilde biraraya gelmesinden oluşmaktadır. Böylece mimarın cephe için hiçbir endişesi yoktur ve cephe bir amaç değil, bir sonuçtur. Bu tutum, kullanıcının isteklerine uygun yaşama birimlerini, ayrıcı sosyolojik ve psikolojik çözümleri de beraberinde getiriyor (Kortan, 1983).

Bütün bu söylenenler doğrultusunda şöyle bir cephe tanımı yapılabilir; Bir yapıyla ilgili ilk tasarlar, doğal olarak iç mekanı içerir. Kullanımdan ve kullanıcıdan doğan ihtiyaçlar kabaca gerekli alanı, çevreyle olan ilişkiyi, yüksekliği ve yapının bölümlerini belirler. Yaratılacak etkilerin göz önünde tutulmasıyla için dışa yada dışın içe hakim olması yolundaki tercih sonucu, yapının ana hatları ortaya çıkar. Bu iki mekan arasındaki sınırı oluşturan ve yapının kılıfı olan dış forma cephe denilir.

Bir Cevap Yazın